GÖĞÜS KAFESİ TUTSAKLARI

GÖĞÜS KAFESİ TUTSAKLARI

Söyleyecek bir dolu sözü vardı…
Yürekten kopup sabırsızlıkla yukarı doğru tırmanmayı bekleyen…
Gönül telleriyle barışık fakat ses tellerine bir türlü alışık olamayan…
Boğazın boğumlarını aşamayan, harflerle vücut bulamayan…
İçeri kusulan ve her defasında geri geri yutulan bir dolu kıymetli sözü vardı.

Daha yutulurken unutulan, kurutulmuş, ölüden de ölü, soğuk ve nefessiz, cansız ve kifayetsiz cümleler.

Yalnızca nefes verirsen canlanır, seni sen eden kelimeler ve cümleler oysa.
Yalnız söylersen ve kendince ruh üflersen!…

Kıramazsan zincirlerini şayet bu prangalı cümlelerin, tıpkı kıramadığın inadın gibi…
Belki de hiç istemediğin şeyleri kırarsın, tıpkı sevdiğinin camdan ince, sırça serçe kalbi gibi.

Ver vizesini ruhunun ellerine, bırak gitsin bilmek ve kalmak istediği o en sevdiği yörelere.
Bırak gitsin…Giderken de seni deve gibi ağırlığını taşıdığın tüm duygulardan azad etsin,, bir kelebek kadar hafif eylesin.

Bir parça cesaret, seni tüm esaretliklerden alıkoyacaksa şayet…
Bilmediğin ve sebepsizce korktuğun o yollarda artık rahatlıkla yürüyebileceksin…

Bedenini esir alabilen biri, ruhunu hiç esir alabilir mi?
Dilini sustursalar bile hislerin geri kalabilir mi?

Tüm engeller kaldırılmak üzere vardı oysa yol üzerinde, bizleri defalarca denemek istercesine.
Hayat her daim cömert olamıyor üstelik, yeni fırsatlar veremeyebilir, yeni bir mühlet bile tanıyamayabilir bedenlerimize…
Maharet, bazen üstü örtülü, bazen ise aşikâr olan fırsatları görebilmemizde.

Tutma, küçücük bir çocukmuş gibi duygularının ellerinden sürekli!…
Bırak, elini kolunu sallayarak fütursuzca gezinsin…Gözlerinin ve ruhunun dokunmak istediği yerleri, bırak bedenin de ziyaret edebilsin…
Zira bu bütün yalınlığıyla yalnızca sensin!…

Tıpkı tutamadığın zaman gibi, kendini de tutamazsın bazen zorla…
Kendine gardiyan olanın tüm hayatı zorda…
Kodesi,demir parmaklıkları bırakın da, kendi göğüs kafesinde tutsak kalmak insana hayatta en büyük ceza…

Sen, sen ol…Bedenini ruhuna aslâ kodes eyleme!…
Hem ruhun kılıfı mı olur?…
O aslında her yerde.

Önüme çıkan bu ilk sabahın en evvel saatlerinde, açtım göğsümün kafesini türlü güzelliklere…
İçimdeki tüm kuşlar gökyüzünde, tüm çocuklar bahçede…
Ve her şey tam da olması gerektiği gibi, yerli yerinde…
İtinalı bir özgürlük içerisinde…

Tüm okuyucularımıza sevgilerimizle.

Filiz Aris.

 232 total views,  2 views today

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir