ELLE TUTULUR

İçkim yoktu… Çok şükür sigaram da…
Ben de o sahte dostluklar yerine, hüznümde de sevincimde de vurdum kendimi kağıda ve kaleme.
Bu devirde kağıt kalem mi kaldı demeyin!…
Meyveyi dalından koparıp yemek gibidir tıpkı, yazıyı sayfasından okumak ve kağıda kaleminle dokumak da…

Gerekçem gerçekten elle tutulur olmasıydı her şeyin…Hem de her şekilde ve her anlamda.

“Yazmayı en tercih ettiğin yer neresidir” diye soracak olursanız da şayet bana…
“Bir deniz kenarıdır” derim içtenlikle mutlaka.
Artık kan mı çekiyor, su mu çekiyor orasını bilemem…
Ama insan vücudunun % 70’i de hani sudur ya.

Dalgaların kıyıya vurmasıyla senkronize işler,
duyguların dile vurması.
Dildekiler de gelir gelmez dökülür, mümkün değil önünde durması.
Tıpkı dalgaların köpüğü kadar temiz ve beyaz sayfalara koşarlar çağlaya çağlaya.
Ne mutlu bu gizemli hallerden anlayana.

Yaşadığımız ve her an tatmakta olduğumuz o kadar fazla soyut kavram varken, onların elle tutulur olup, somuta bulanmasını dilemek belki biraz çılgınlık olur ama
ben ilk önce bunu hissetmek isteyenlerden oldum daima.

Aşk kavramı için sevgiliye, şefkat için aileye…
Merhamet için tüm ruh üflenen dirilere…
Ve başarı için ise, ona ulaşmayı sağlayacak tüm materyallere sarıldım.
Sarıldıkça da hayatla ağzına kadar dolu ve hep de barışık kaldım.

Benim için ayakların yere sağlam basması kadar önemliydi, bir şeyin elle tutulur olması da.
Gözle de görülsün ama önce mutlak hissedilsin isterim…
Sakın ihmal etmeyin sevdiklerinize dokunmayı da.
Hatta gittiğiniz mekanlara dokunun…
Çimlere, ağaçlara, denize…
Ve en son ise mutlaka kendinize…
Ben gerçekten burada mıyım ve layıkıyla hayatta mıyım diye…

Çünkü gerçek idrak, önce ispatla başlar…
Tüm okuyucularımıza saygılar.

Filiz Aris.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir